Bir Kez Daha Türkiye ve Kürdistan Nereye?

            Bir Kez Daha Türkiye ve Kürdistan Nereye?
                           8-9 Nisan 2006
Görülen o ki, Mus’ta öldürülen 14 HPG gerillasinin cenaze törenlerine yapilan saldirilar ve bu arada 28 Mart’ta Diyarbakir’da baslayan ve ardindan Siirt, Batman, Istanbul ve Kiziltepe’ye yayilan gösterilere ates açilmasi sonucunda 18 kisinin katledilmesi, yüzlerce kisinin yaralanmasi ve binlerce kisinin gözaltina alinmasi ve Kuzey Kürdistan’da adeta adi konmamis bir sikiyönetimin devreye sokulmasi; askeri kligin gerek Kuzey ve gerekse Güney Kürdistan’da yeni bir ataga geçmesinin isaretleri. Aslinda bunun belirtileri çoktandir ortaya çikmis bulunuyordu. Kabaca özetleyelim: PKK, Türk gericiligiyle en sefil türden bir uzlasmaya varmak için neredeyse 6 yildir tek yanli olarak sürdürdügü ateskese, Güney Kürdistan ve Irak’taki gelismelerden de cesaret alarak 1 Haziran 2004’te son vermis ya da vermeye tesvik edilmisti. Zaten askeri kligin, Kürt halkinin son derece alçakgönüllü taleplerini kabul etmemek için görülmemis bir direnis sergilemesi, askeri operasyonlarini genisletmesi ve Kürt halkini, adini da koyarak bir bütün olarak hedef tahtasina oturtmasi, gerek –devrimci dinamizmini korudugunu gösteren- bu halka, gerekse PKK’ya baska bir seçenek birakmamisti.

Türk egemen siniflarinin öncü gücü olarak nitelendirilebilecek olan TSK’nin, 2005 Newrozundan bu yana, bir Kürt-Türk çatismasini körüklemek için adeta fazla mesai yaptigini söyleyebiliriz. Kara Kuvvetleri Komutani Org. Yasar Büyükanit’in geçen yilin 15 Martinda “Terör örgütünün silahli unsurlarinin sayisi örgütün basi Öcalan’in yakalandigi 1999 yilindaki sayiya ulasti… Yani terör örgütü üyelerinin sayisi 1999’daki rakama ulasirken, biz 1999’daki mücadele gücünün gerisindeyiz. Bu çok tehlikeli bir durum” (Cumhuriyet, 15 Mart 2005) demesi ve 2005 Newrozunda kendilerinin tezgahladigi “bayrak krizi”nin ardindan yaptigi açiklamada Genelkurmay’in Kürt halkini “sözde vatandaslar” olarak nitelemesi, Türk gericiliginin ana gövdesinin tüm Kürt halkini hedef tahtasina oturtan “yeni” taktiginin göstergeleriydi. Bilindigi gibi, “bayrak krizi” bir sovenizm patlamasina vesile edilmis, bunu Türk ordusu ile HPG gerillalari arasindaki çatismalarin yogunlasmasi izlemis, AKP hükümetinin Agustos ayinda attigi korkak, ikiyüzlü ve arkasi gelmeyen sözümona uzlasma adimlarina ve HPG’nin, daha sonra 3 Ekim’e kadar uzattigi bir ateskes ilan etmesine ragmen askeri klik gerilimi arttirma yolunda diretmisti. Bunun ardindan ise, Org. Yasar Büyükanit’in 30 Agustos’ta “Türkiye’nin Filistin haline getirilmek isten”digine iliskin sözleri, 5 Eylül’de polisin, DEHAP’in düzenledigi Gemlik yürüyüsüne vahsi müdahalesi ve MHP’lilerin Bozüyük’teki provokatif saldirilari gelmisti. Bu zincirin son halkalarindan biri ise, Hakkari ve ilçelerinde Eylül ayinda baslayan ve 9 Kasim’daki Semdinli bombalamalariyla doruguna çikan kontrgerilla eylemleri, 16 Kasim’da Semdinli ve Yüksekova’daki kitlesel protesto eylemine katilanlara ates açilmasi sonucunda üç kisinin öldürülmesi ve ardindan 17 Kasim’da cenaze törenine katilan kitle üzerinde savas uçaklarinin uçurulmasi vb. olacakti. 

Van Cumhuriyet Savcisi Ferhat Sarikaya’nin Semdinli olaylariyla ilgili olarak hazirladigi iddianamesinde dolayli bir biçimde Kara Kuvvetleri Komutani Org. Yasar Büyükanit’i da suçlamasindan sonra meydana gelen gelismelerin odak noktasini ise Genelkurmay Baskanliginin 20 Mart tarihli sert açiklamasi olusturuyor. Bu açiklama ayni zamanda, Islamci büyük ve orta burjuvazinin temsilcisi AKP hükümetine verilmis bir ültimatom ve ülkenin yönetiminin yeniden ve daha büyük ölçüde askeri kligin eline geçisinin baslangici sayilabilir. Bu yönelimin, ABD ve ortaklari tarafindan da desteklendigi, yari-askeri ya da askeri bir diktatörlük kosullarinda Washington, Telaviv ve Londra’nin, gerici planlarini yasama geçirmede Türkiye cephesinde daha az engelle karsilasacagi biliniyor. 23 Mart’ta Türkiye’yi ziyaret eden ve Basbakan Erdogan ve Genelkurmay Baskani Org. Özkök’le “Irak ve Iran sorunlari”ni ve Karadeniz’e ABD savas gemilerinin çikmasi konusunu görüsen ABD Genelkurmay Baskani Org. Peter Pace’in, kendi anlatimiyla “askerden askere” iliskileri düzeltme ve “generaller diyalogunu siklastirma” çabasini bu baglamda ele almak gerekir. Yargitay Bassavcisi Nuri Ok’un 8 Nisan’da yaptigi konusmada Adalet Bakani Cemil Çiçek’i ve hükümeti elestirmesi,  ‘siyasal Islam baglantili veya teröre destek veren partilerin yakindan izlendigi’ sözleriyle AKP ve Demokratik Toplum Partisi’ni üstü örtülü bir biçimde tehdit etmesi ve Semdinli iddianamesinde Kara Kuvvetleri Komutani Org. Yasar Büyükanit’i dolayli olarak suçlayan savci Ferhat Sarikaya’nin tutumunu ‘kaygi verici’ olarak nitelendirmesi de ayni dogrultuya isaret ediyor. Bütün bunlara, Milliyet yazarlarindan Yasemin Çongar’in, Amerikalilarin AKP hükümetinden sikayetçi olduklarina iliskin gözlemlerini eklemek gerekir. (1)

Her halükarda, basini askeri kligin çektigi Türk gericiliginin, Kuzey Kürdistan’in yanisira Güney Kürdistan’da da daha saldirgan bir politika izlemeye yöneldigi bir döneme girmis bulunuyoruz. (30 Mart’ta BM “Güvenlik” Konseyi’nin, Iran’a –tümüyle uluslararasi burjuva hukukuna uygun olarak yürüttügü- uranyum zenginlestirme çalismalarini durdurmasi ve müzakerelere geri dönmesi için bir ay süre tanimasinin, yani “düvel-i muazzamanin” Iran konusunda sig ve çelismeli de olsa bir birlik saglamis gözükmelerinin, bu baylari daha da rahatlattigi anlasiliyor.) Türk gericiliginin bu yaklasiminin, ABD-Israil-Britanya ser ekseninin Iran’a (ve Suriye’ye) karsi sürdürdügü ve daha da tirmandiracagi saldirgan politikayla büyük ölçüde uyum içinde oldugu açiktir. Bunun Türkiye ve Kuzey Kürdistan’daki yansimasi; sikiyönetim ya da askeri diktatörlük, varolan kisitli demokratik haklarin daha da budanmasi, Kürt halkina ve Türkiye isçi sinifina daha büyük ölçekli saldiri, provokatif eylemlerin, siyasall gericiligin ve özellikle sovenizmin ve Pantürkizmin daha fazla tirmandirilmasi vb. olacaktir. Geleneksel büyük sermaye gruplariyla baglasma halindeki Genelkurmayin bu “elverisli” konjonktürü, AKP hükümetini daha da yipratmak ve onun arkasindaki güçleri geriletmek, kendi ayricaliklarini korumak ve hatta gelistirmek ve AB ile müzakere süreci içinde gerçeklestirilen bazi ciliz reformlari etkisizlestirmek/ geri döndürmek için de kullanmaya çalistigi ortadadir.

Sovenist ve Pantürkist propagandanin kulaklari sagir edercesine tirmandirilmasina gelince, bu esas itibariyle Türk gericilerinin, Ortadogu isçi sinifi ve halklarina düsmanliklarini, ABD-Israil-Britanya blokuna bagimliliklarini ve savas hazirliklarini gizlemek için basvurduklari ve basvurmak zorunda olduklari demagojik bir söylemin ötesine geçemez ve geçmemektedir de. Geçmemektedir; çünkü, bir zamanlar Güney Kürdistan’da bir Kürt devleti kurulmasini ‘savas nedeni’ sayan bu baylar, Amerikan neo-fasistlerinin bölgeye yerlestigi kosullarda, Washington ve Telaviv’in korumasi altindaki bir Kürt devletini artik sineye çekmeleri gerektigini çoktan anlamislardir. 2005 yilinin 29 Ekim resepsiyonunda Genelkurmay Baskani Org. H. Özkök’ün gazetecilere, “Barzani bir asiret lideriydi. Biz öyle diyorduk. Simdi durum degisti. Talabani’yi de öyle görüyorduk, simdi Irak Cumhurbaskani. Yarin Türkiye’yi ziyaret etmek isteyecek. O gün nasil davranacagiz? Irak’i taniyorsak, degisen kosullara göre hareket edecegiz” demesi ve Güney Kürdistan’daki adi konmamis Kürt devleti ile Türk burjuva devleti arasindaki iliskilerin “normallesme” sürecine girmesi bunu dogruluyor.

Evet, onlar bunu anlamislardir; ancak son haftalarda ve aylarda, Irak’taki durumun (sözde mezhep savasi ya da sözde iç savasin) Türkiye’nin güvenligini tehlikeye soktugu ve Iran’in bölgedeki nüfuzunu Türkiye aleyhine genisletmesine vesile oldugu gerekçesiyle TSK’nin Güney Kürdistan’a girmesi olasiligi üzerinde giderek artan bir yaygarayla karsi karsiya bulunuyoruz. Örnegin, ABD’nin öndegelen ve en “sahin” senatörlerinden Cumhuriyetçi Partili John McCain 5 Aralik 2005’de ABD’ndeki NBC televizyonuna verdigi mülakatta,
“Kürtlerin bagimsiz bir devlet olmasini da Türkler hiçbir zaman kabul etmeyecek. Irak’in üç parçaya bölünmesi, ancak kaosun formülü olabilir” demek suretiyle Türk gericilerini Irak’a müdahale etmeye tesvik ediyordu. 27 Subat 2006’da New York Times’ta çikan bir yazida, Samara’daki el-Askeriye türbesinin bombalanmasindan sonra “mezhep çatismalarinin siddetlendigi” (!) ileri sürüldükten sonra, “Türkiye de, Irak’in kuzeyindeki bir Kürt devletine karsi, bölgedeki Türkmen azinligi korumak için Irak’a girme zorunlulugu hissedebilir” deniyordu. Wall Street Journal’in, 22 Mart tarihli “Türkiye Her An Kuzey Irak’a Girebilir” baslikli basyazisindaysa, Iran’in nükleer silah edinmesinin ve ABD’nin Irak’tan çekilmesinin bölgede istikrarsizliga yol açabilecegi, bununsa Iran’in Güney Irak’a ve Suriye’nin Lübnan’a girmesini davet edebilecegi belirtildikten sonra su satirlara yer veriliyordu:
“Hatta Türkiye gibi müttefik bir ülke de kendini tek tarafli bir operasyonla, çikarlarini korumak için Kuzey Irak’a girmeye zorlanmis hissedebilir. Ortadogu’daki her ülke ABD’nin çikarlarini desteklemek için kendilerince bir hesabin içine girebilir.” Zaten 1 Mart 2003’deki yalpalama ve kararsizliklari nedeniyle çoktandir dövünmekte olan Türk gericiliginin ana gövdesinin de bu seçenege sicak baktigini söyleyebiliriz. ABD tekelci burjuvazisinin temsilcilerinin ve onun New York Times ve Wall Street Journal gibi borazanlarinin kopardigi yaygaranin, Irak’ta “masaya oturamadiklari” için hayiflanan ve komsusu olan bir ülkenin parçalanmasindan ganimet elde etmeye can atan korkak ve miyop Türk militaristlerini istahlandirdigi anlasiliyor. Örnegin, Aksam gazetesinin yazarlarindan Güler Kömürcü, 14 Mart 2006 tarihli köse yazisinda söyle diyordu:
“Geçtigimiz persembe ve cuma günü (9-10 Mart-G. A.) Istanbul Harp Akademileri Komutanligi’nda Org. Aydogan Babaoglu’nun ev sahipliginde ‘Türkiye’nin çevresinde meydana gelen gelismelerin Türkiye’nin güvenlik politikasina etkileri’ konulu sempozyum düzenlendi. Sempozyumda, Iran, Suriye, Kafkaslar, Hazar havzasinin Türkiye’nin güvenligine etkilerine dair konunun uzmanlarinca hazirlanan bildiriler sunuldu, Irak’in yeniden yapilandirilma senaryolari ile BOP’un muhtemel açilimlari tartisildi… konusmacilar arasinda bulunan eski 1. Ordu Komutani E. Orgeneral Çetin Dogan, iç savasin esigine gelen ve mevcut bu kaotik durumun arasindan bir Kürdistan devletinin çikmasinin an meselesi oldugu bilinen Irak konusunda ‘Türkiye’nin acilen meydana çikma zamaninin geldigine’ inaniyor. Dogan, ‘Türkiye’nin meydana çikmasinin da ABD’yi karsisina alarak degil, ABD ve de bölgedeki diger ülkelerle de isbirligi içinde, denge koyucu tarzda, Kürtlerin asiri isteklerini törpüleyecek sekilde hareket edilmesi gerektigini’ belirtti.”
Ayni gün yayimlanan bir baska haberde ise Basbakan Yardimcisi ve Disisleri Bakani Abdullah Gül, hükümetin -ve elbette bir bütün olarak devletin de- ABD’nin bölgeyi terörize etmek ve denetimi altina almak için olusturdugu Büyük Ortadogu Projesini ve Amerikan neo-fasistlerinin Iran’a yönelik saldiri planlarini destekledigini açik bir dille anlatiyordu. Haberde söyle deniyordu:
“Gül, buna karsin Türkiye’nin olasi bir müdahale durumunda hazirlikli olmasi gerektiginin altini çizerek, sunlari söyledi: ‘Irak’taki sorunla ilgili dünyada farkli egilimler mevcuttu. Ancak Iran ile ilgili bölünmüslük yok, genel bir durus var. Biz Iran’in nükleer programiyla ilgili olarak Büyük Ortadogu Projesi kapsaminda ABD ile birlikte hareket edecegiz. Girisimlerimiz de sürecek. Ancak olumsuz bir tablo çikarsa Türkiye, Iran kapisini kapatmak zorunda kalacak. Iran’a müdahale en çok bizi zarara ugratir. Iranli yetkililerle üç-dört kez telefon görüsmesi yaptik. Su anda, sorunu daha da tirmanmadan çözmek en çok bizim isimize gelir.’
“BOP’u desteklediklerini ve projenin Türkiye’nin dis politika hedef ve ilkelerine uydugunu savunan Bakan Gül, Islam ülkelerinde demokrasi, insan haklari ve özgürlüklerin gelistirilmesini ve tüm Islam dünyasina yayilmasini amaçladiklarini kaydetti. Islam dünyasindaki özgürlüklerin önemine vurgu yapan Gül, ‘Eger Türkiye’de özgürlük ve demokrasi olmasaydi biz de su anda iktidar olamazdik. Bunlarin kiymetini hepimiz bilelim; ona göre davranalim’ mesajini verdi.”
Aslinda “Türkiye’nin güvenligi” olarak sunulan nesnenin, özelde ABD-Israil-Britanya üçlüsünün Iran’a (ve Suriye’ye) karsi yasama geçirdigi istikrarsizlastirma/ rejim degisikligi ve askeri saldiri planinin ve genelde “Büyük Ortadogu Projesi” adi altinda pazarlanan emperyalist-Siyonist stratejinin bir parçasi oldugunun alti çizilmelidir. Olasi sonuçlarindan korkmakla birlikte Ankara’daki iktidarsiz iktidar sahipleri, Iran’i (ve Suriye’yi) hedef alan emperyalist saldiri planlarina, tipki eski Yugoslavya’da ve Afganistan’da yaptiklari gibi katkida bulunacaklarini bir çok kez açiklamis bulunuyorlar. Bunun akla gelen en önemli göstergelerinden birisi, Ekim 2005’de kabul edilen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi’nde Türkiye’deki “dinsel gericilik faaliyetleri”nin bir biçimde Iran’la iliskilendirilmesiydi. Burada söyle deniyordu:

“-Iran’daki yönetimin durumuna (ilimli-radikal) paralel olarak ülkemizdeki radikal dini görüslere sahip sahis ve örgütlenmelere yönelik siyasi, askeri egitimin yani sira silah ve para yardimlarinin gelecekte de söz konusu olabilecegi,…”

Peki, Türkiye’nin 7 Ekim 2003’de hazirladigi ikinci tezkereyle, kendisini desteklemek üzere Irak’a girmesine karsi çikmis olan ABD, simdi acaba neden böyle bir müdahaleye yesil isik yakiyor? Güney Kürdistan’daki Kürt devletinin mimari ve koruyucu melegi olan ABD, acaba neden simdi “Irak’in bölünmesi tehlikesi”nden söz ederek Türk gericilerine göz kirpiyor? Bunun nedeni açik. Türkiye’yi dogrudan ya da dolayli bir biçimde Iran’a (ve Suriye’ye) yönelik askeri maceralara katmak için. Irak’ta güç duruma düsen, hatta kendi oyunuyla alta düserek gerici Mollalarin özellikle Güney Irak’ta etkisinin artmasina yardimci olmus olan Yanki emperyalistleri, Türkiye’yi Iran’la karsi karsiya getirmeyi çok ciddi bir biçimde düsünüyorlar. Bunun için ser ekseninin, Ittihat ve Terakki mukallitlerine çok büyük ödünler vermesi gerekmiyor; Kibris’taki statükoyu muhafaza etmelerine yardimci olunacaginin, Yahudi lobisinin ABD Kongresi’nde Ermeni jenosidi yasa tasarisina karsi Türkiye’yi savunacaginin, Kerkük petrollerinden pay almalarina olanak saglanacaginin vadedilmesi onlara yeter de artar bile.

Türkiye’de varolan görece güçlü ABD-karsiti ve savas-karsiti havayi ve egemen siniflarin bir kanadinin, olasi sonuçlarini hesaba katarak böylesi askeri maceralara sicak bakmadigini gözönüne aldigimizda, gündemde olan Iran’a yönelik dogrudan ya da dolayli bir saldiriya Türkiye’nin katilmasi, ancak yogun bir dezenformasyon ve provokasyon kampanyasiyla saglanabilir. Bu kampanyayla Türkiye kamuoyuna böyle bir savasin, “PKK terörüne” karsi savasmak/ Güney Kürdistan’daki Kürt devletini güçten düsürmek ya da devredisi birakmak ve Kerkük Türklerinin haklarini savunmak için gerekli oldugu görüsü empoze edilebilir. Buna ek olarak, PKK ile Iran arasindaki “iliski”yi ortaya koyacak –CIA ve MOSSAD tarafindan rahatlikla hazirlanabilecek- “güçlü kanitlarin” ortaya çikarilmasi ya da örnegin Kemalist olarak bilinen aydinlara ya da baska sivil hedeflere karsi “Iran ajanlari” tarafindan yapildigi ileri sürülecek çarpici “terör eylemleri”nin gerçeklesmesi sözkonusu olabilir. Kabul etmek gerekir ki, Türkiye’de güçlü bir isçi ve emekçi kitle hareketinin ve anti-fasist/ anti-emperyalist cephenin bulunmamasi, bilinç düzeyi düsük olan emekçi kitlelerinin siyasal manipülasyona açik olusu, savas kiskirticilarinin ve onlarin usaklarinin islerini hayli kolaylastirmaktadir.

Ama Pentagon-Beyaz Saray güdümlü ABD burjuva basininin da pompaladigi bu girisime katilmanin bedelleri çok agir olabilir. Isin içinde Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak da var; hatta bu olasilik son derece ciddi. Kürt halkini bütünüyle yitirme noktasina gelmekte olan askeri klik ve onunla gericilik ve sovenizm yarisina girmis bulunan burjuva partileri ve sovenist burjuva basini, kendi elleriyle kendi kuyularini kaziyor ve Türkiye’nin bölünmesinin yolunu açiyorlar. (2) Milliyet gazetesi yazarlarindan Fikret Bila’nin kendisiyle 4 Ocak 2006’da yaptigi röportajda eski Jandarma Genel Komutani, emekli Orgeneral Sener Eruygur bunu su sözlerle itiraf ediyordu:
“Bugün Kuzey Irak’ta bir devlet kurulmasina Türkiye de katkida bulunmus oldu. Keske öyle olmasaydi. Hata yaptik. Barzani-Talabani, PKK-Öcalan arasindaki çatismalar, çekismelerle sorunun kontrol edilebilecegi düsünüldü. Klasik, birbirine kirdirma politikasiyla sonuç alinacagi zannedildi. Halbuki sonuçta bunlarin hepsinin amacinin ayni oldugunu göremedik. Ortak amaçlari bir Kürt devleti kurmakti. Aralarinda çekisme, çatisma, yarisma olsa da ortak hedeflerinin bu oldugu unutulmamaliydi.” Kuskusuz, su anda iktidarin ipini ellerinde tutan zavallilar da bunun farkinda; ancak onlar, emperyalist-Siyonist planlara karsi çikacak irade, yürek ve cesaretten tümüyle yoksun olduklari için akintiya kapilmis bir kütük gibi olaylarin pesinden sürükleniyorlar.

Tanrinin, yoketmek istedigi kullarinin önce aklini basindan aldigi yolundaki deyis, herhalde Türk gerici egemen siniflari için de bütünüyle geçerli. Kuzey Kürdistan’da terör estirerek ve Güney Kürdistan’a girerek Kürt ulusal direnisini bitirecegini kuran soven Türk burjuvazisinin ve militaristlerine bazi gerçekleri animsatmak gerekiyor. Siz miyop, özgüvenden yoksun ama ayni zamanda emperyal hayaller pesinde kosan Türk gericileri, 1984-99 yillari arasinda, arkanizda ABD’nin tam denebilecek destegi bulundugu, donanim, asker sayisi vb. bakimindan çok büyük bir “askeri üstünlüge” sahip oldugunuz ve Kuzey Kürdistan’da onbinlerce sivili katlettiginiz, milyonlarca insani evinden ve topragindan ettiginiz halde Kürt halkinin ulusal direnisini ezebildiniz mi? En azindan 1983’ten 2000’e kadar, Güney Kürdistan’a karsi –bir çok kez KDP ve bazan da KYB’nin destegiyle- giristiginiz onlarca saldiridan herhangi bir kalici sonuç alabildiniz mi? (3) Bugün, bölgedeki güç dengelerinin önemli ölçüde degistigi, size daha mesafeli duran ABD ile KDP ve KYB arasinda siki bir isbirliginin olustugu, ABD’nin PKK’ya karsi hayirhah bir tutum takindigi, KDP ile KYB’nin PKK’ya karsi girisilebilecek bir TSK saldirisini desteklemeyecegi, hatta buna belirli ölçülerde karsi çikacagi ve daha da önemlisi böyle bir saldirinin Kuzey Kürdistan’da güçlü serhildanlara ve Kürt halkini Türkiye’ye baglayan ciliz baglarin da tümden kopmasina yol açabileceginin belli oldugu kosullarda PKK/ HPG üslerini kapsamli bir operasyonla ortadan kaldirabileceginize ya da bunun siyasal bedellerini ve sonuçlarini gögüsleyebileceginize gerçekten inaniyor musunuz?

Sonuç
Bu kosullarda “Ne Yapmali?” sorusunun tartisilmasi, esas olarak bu yazinin konusu degil. Ama, herhalde, Türkiye devrimci hareketinin kalintilarinin, sözümona Kürt halkiyla dayanisma adina gerçeklestirdigi ve kisitli bir çevrede bu gruplarin adini duyurmaktan öte bir sonuç vermeyen etkisiz ve anlamsiz silahli eylemlerin yapilmamasi gerektigini söyleyebilirim. Egemen siniflarin bir Kürt-Türk çatismasini kiskirtmakta oldugu bugünkü konjonktürde, bu tür eylemlerin –ilkesel bakimdan dogru hedeflere yönelmis de olsalar- Türk milliyetçiliginin etkisi altindaki Türk isçi sinifi ve halki üzerinde devrimcilestirici bir etki yapmayacagini, tam tersine Kürt isçi sinifi ve halkiyla Türk isçi sinifi ve halki arasindaki mesafeyi bir uçuruma dönüstürmeye çalisan Türk gericilerinin ve militaristlerinin ve onlarin efendilerinin isine yarayacaginin altini çizmek isterim. Komünist, devrimci ve demokrat güçler, bu emperyalist savas kiskirticilarinin, sözkonusu amaçlarina ulasmak için daha simdiden bir dizi bombalama ve silahli saldiri eylemine giristiklerini, bu tür provokatif eylemleri önümüzdeki günler ve haftalarda daha da yogunlastirabileceklerini dikkate almak zorundadirlar. “Ne Yapmali?” sorusuna kismi ve yetersiz de olsa bir yanit olmasi bakimindan sözlerimi, Ocak 2006 ‘da kaleme aldigim bir baska yazimdan aktaracagim bir alintiyla bitiriyorum:
“Bu kosullar altinda ülkemizde; emperyalist-Siyonist saldiri savasina, Türkiye’nin bir Kürt-Türk çatismasina sürüklenmesi çabalarina ve bu amaçla sovenizmin, Pantürkizmin ve militarizmin pompalanmasina karsi toplumun genis kesimlerini kucaklayacak bir eylem birligi, hatta bir birlesik cephe kurulmasinin objektif kosullari vardir. Dahasi, Washington ve Telaviv’in kuyruguna takilarak bir Iran savasina hazirlanmakla, zaten büyük ölçüde yipranmis olan sayginliklarini tümüyle yitirmekte olan Türk gericileri, bir mesruiyet bunaliminin esigine gelmis bulunuyorlar. Bu emperyalist haçli seferi sürecinde, maskeleri tümüyle inecek olan Türk egemen siniflari, ülke içinde Kürt halkinin yanisira, Türk halkinin Islami ya da yurtsever duyarliligi olan genis kesimlerini de karsilarina alacaklardir ve almaktadirlar da. Bunun, ilerici ve anti-emperyalist güçlere kitleler katinda devrimci bir mesruiyet kazanma yolunda önemli bir firsat sundugu görülmelidir.

Öte yandan, Türkiye’de farkli sinifsal ve siyasal güçler arasinda eylem birligi geleneginin son derece zayif oldugu ve emperyalist-Siyonist saldirganliga karsi varolan yaygin tepkinin, önemli ölçüde anti-Semitizmle ve Türk milliyetçiligiyle bulasik oldugu da bir gerçektir. Daha da önemlisi, bugün ülkemizde sözkonusu anti-emperyalist gücü ve birikimi biraraya getirecek ve örgütleyecek bir çekim odagi da bulunmuyor. Ancak olaganüstü kosullar, olaganüstü çareleri ve çikis girisimlerini gerektirir. Olaganüstü kosullarin dayattigi meydan okumalara uygun ve dogru çözümleri bulabilecek olan öncü güçler, bu kosullarda arkalarina ummadiklari bir kitle destegini alabilirler. Yeter ki onlar, basmakalip düsüncelerini, alisilagelmis siyaset yapma tarzlarini bir yana koyma cüretini gösterebilsinler ve gerçekten de kitlelere dönük siyaset yapmaya koyulabilsinler; yeter ki onlar, ABD-Israil-Britanya ser eksenine ve dünya halklarinin bu bas düsmanlarinin kuyruguna takilmis bulunan askeri klige, burjuva partilerine ve AKP hükümetine, yani bir bütün olarak Türk gericiligine karsi, degisik ulus ve milliyetlere mensup yurtsever burjuvalardan komünistlere, anti-emperyalist Müslümanlardan reformistlere kadar herkesi kucaklayabilecek genis bir birlesik cephe siyasetini gündemlerinin basina alabilsinler.
Kurulabilmesi halinde böylesi bir anti-emperyalist demokratik eylem birligi ya da birlesik cephe; öncelikle Türkiye’nin Ortadogu’da askeri maceralara katilmasi, bir Kürt-Türk çatismasinin tezgahlanmasi, sovenizm, Pantürkizm ve militarizm dalgasinin yükseltilmesi yolundaki çabalarin engellenmesini, Kürt halkinin ulusal haklarinin saglanmasi basta gelmek üzere ülkenin rejiminin köklü bir biçimde demokratiklestirilmesini ve emperyalist-Siyonist saldirinin odaginda yer alan Afganistan, Irak, Filistin, Iran, Suriye ve Lübnan halklariyla enternasyonalist dayanismanin yükseltilmesini hedeflemelidir. GÜNÜN IVEDI MERKEZI GÖREVI BUDUR.” (“Yaklasan Iran Savasi ve Türkiye: Olanaklar, Sorumluluklar ve Görevler”)
DIPNOTLAR
(1) Milliyet yazarlarindan Yasemin Çongar, 3 Nisan tarihli köse yazisinda Amerikalilarin, Amerikan-Türk Konseyi toplantisi için Washington’a giden Türk isadami, bürokrat ve politikacilara AKP’den sikayetçi olduklarini anlattiklarini belirtirken sunlari söylüyordu:
“Subatta gerçeklesen Hamas ziyaretine iliskin sert degerlendirmeler… Kurtlar Vadisi-Irak filmi ve genelde Amerikan karsitligi konusunda dogrudan AKP yönetimini hedef alan ‘liderlik zaafi’ elestirisi… Ankara’nin ‘stratejik derinlik’ arayisi ve popülizmin etkisiyle giderek yüzünü Bati’dan çeviren, çapasini yitirmis, rotasi öngörülemeyen bir baskente dönüsecegi kaygisi…”

Geçerken, bu toplantiya Genelkurmay Plan ve Prensipler Dairesi Baskani Korgeneral Akin Zorlu’nun da katildigini ve orada yaptigi konusmada, “Bölgemizde nükleer silahlara sahip ülke istemiyoruz” dedigini, yani TSK’nin Iran’in nükleer silahlara sahip olmasina karsi oldugunu belirttigini de animsatmak isterim.

(2) Tutarli demokratlar ve enternasyonalistler, elbette ilkesel olarak “bölünme karsiti” degildirler; onlar, Türkiye gibi baska ulus ve milliyetleri ezen bir devletin “birlik ve bütünlügü”nden, onun sinirlarinin degismezliginden yana olmadiklari gibi, ezilen uluslarin ayrilma ve ayri devlet kurma hakkini kararlilikla savunurlar. Lenin’in dedigi gibi,
“Proletarya, ulusal baski üzerine kurulmus bir devletin sinirlari sorununda, emperyalist burjuvazi için çok ‘tatsiz’ olan bu sorunda susamaz. Proletarya, ezilen uluslarin belli bir devletin sinirlari içinde zorla tutulmasina karsi savasmalidir; bu da uluslarin kaderlerini tayin edebilmeleri ugruna savastir.” (“Sosyalist Devrim ve Uluslarin Kaderlerini Tayin Hakki”, Uluslarin Kaderlerini Tayin Hakki, Ankara, Sol Yayinlari, 1989, s. 154) Ancak onlar, Kürt halkinin ayrilma ve ayri devlet kurma ve Türk burjuva devletinin “bütünlügünü” bozma hakkini savunmaktan vazgeçmeksizin, bugünkü konjonktürde Türkiye’nin milliyetçilik bayraklari altinda yürütülecek bir Kürt-Türk çatismasina sürüklenmesine ve devrimci-olmayan temelde bölünmesine karsi çikarlar. Karsi çikarlar; çünkü böylesi bir çatisma ve onun yolaçacagi bölünme bugün, dünya isçi sinifi ve halklarinin bas düsmani olan ABD ile ortaklarinin bölgedeki konumunu güçlendirecek ve bölgede yeni savaslarin patlak vermesine katkida bulunacaktir.

(3) TSK’nin Güney Kürdistan’a yönelik operasyonlarinin kaba bir bilançosu:
Uludere’de 3 Türk askerinin PKK güçleri tarafindan öldürülmesi üzerine, Mayis 1983’de TSK bölgede, 7,000 askerin katildigi bir askeri operasyon gerçeklestirdi.
PKK gerillalarinin 12 Türk askerini öldürmeleri üzerine 15 Agustos 1986’da 20 dolayinda Türk savas uçagi bölgeyi bombaladi.
Mart 1987’de Türk savas uçaklari, PKK eylemlerine misilleme yapmak amaciyla bölgeyi bombaladilar.
20 Temmuz 1989’da Iran ile Türkiye, Iran sinirlarinin 80 km. içindeki bir bölgede PKK güçlerine karsi ortak bir hava bombardimani gerçeklestirdiler.
9 Türk askerinin öldürülmesi ve 7’sinin de kaçirilmasi üzerine, TSK 4 Agustos 1991’de bölgeye yönelik 14 gün süreli bir askeri operasyon gerçeklestirdi.
11 Ekim 1991’de 8 Türk savas uçagi bölgeyi bombaladi.
17 Türk askerinin PKK güçleri tarafindan öldürülmesi üzerine, 25 Ekim 1991’de bölgeye 50 km’lik bir derinlige kadar giren TSK burada 4,000 askerin katildigi bir operasyon yapti.
Türk savas uçaklari 1-10 Mart 1992 tarihleri arasinda bölgedeki PKK güçlerini bombaladilar.
25 Mart 1992’de Türk savas uçaklari yeniden PKK kamplarini bombaladilar.
30 Temmuz 1992’de Türk savas uçaklari PKK kamplarina karsi 3 gün sürecek bir bombardimana basladilar.
TSK 12 Ekim 1992’de bölgedeki PKK güçlerine karsi genis bir operasyon baslatti. 20,000 askerin katildigi ve 35 gün süren bu operasyonun maliyetinin 1.5 milyar dolar oldugu açiklandi.
8 Haziran 1993’de Türk savas uçaklari Güney ve Dogu Kürdistan’daki PKK güçlerini bombaladilar.
28 Ocak 1994’de 50’den fazla Türk savas uçaginin Dogu Kürdistan’in Zele bölgesine karsi gerçeklestirdigi bombardimanda 11 Kürt köylüsü yasamini yitirdi.
Nisan 1994’de savas uçaklari ve helikopterlerinin destekledigi 5,000’den fazla Türk askeri bölgeye yönelik bir askeri operasyon gerçeklestirdi.
Mart 1995’de TSK bölgeye karsi en büyük askeri saldirilarindan birini yapti. 13 general ve 2,000 dolayinda subayin komutasi altindaki 40,000 askerin katildigi ve çok miktarda tank, top, savas uçagi ve helikopterinin de kullanildigi operasyon iki ay kadar sürdü. Bu operasyon PKK güçlerinin büyük ölçüde yokedilmesini ve Türkiye-Irak sinirinda bir tampon bölge kurulmasini öngörüyordu.
2 Temmuz 1995’de TSK, bölgedeki PKK güçlerine karsi 3,000 askerin katildigi ve 10 gün süren bir operasyon baslatti. Daha sonraki günlerde ve haftalarda kapsami genisletilen operasyona katilan askerlerin sayisi giderek 40,000’e yaklasti.
1 Mart 1996’da, tanklar, toplar ve savas uçaklarinin eslik ettigi 50,000 kadar Türk askeri bölgedeki PKK güçlerine karsi büyük, ama ciddi bir sonuç vermeyen bir operasyon baslatti.
22 Temmuz 1996’da, 300 Özel Tim elemani ve 500 Köy Korucusunun destegini alan 20,000 Türk askeri bir kez daha bölgeyi isgal etti. Operasyona helikopter ve tanklar da katildi.
30 Aralik 1996’da TSK, PKK gerillalarinin Silopi’deki Siyahkaya alayina saldirisina misilleme olarak bölgede bir operasyon baslatti. Operasyonda Türk savas uçaklari bir dizi kuskulu alani bombaladilar.
14 Subat 1997’de bölgeye bir kez daha saldiran Türk savas uçaklari Ranya kenti yakinindaki Bote bölgesini ve çevredeki köyleri bombaladilar.
14 Mayis 1997’de, iki aylik bir hazirliktan sonra TSK bölgeyi 80,000 kisilik bir kuvvetle isgal etti. 15,000 dolayinda Köy Korucusunun yanisira KDP güçlerinin de katildigi operasyonda Diyarbakir, Malatya ve Batman havaalanlarindan kalkan Türk savas uçaklari PKK güçlerini bombaladi.
17 Eylül 1997’de Türk savas uçaklarinin Sideka ilini bombalamalarinin ardindan, Köy Korucularinin, PKK itirafçilarinin ve KDP güçlerinin destek verdigi 90,000 Türk askeri bölgeye girdi ve PKK gerillalariyla çatisti. Operasyon sirasinda Türk savas uçaklari ve helikopterleri Hakurk, Zap, Diyana, Zele, Haftanin, Kanimasi ve Barzan bölgelerini bombaladi.
Uludere ve Çukurca’da toplanan 7,000 kisilik seçme Türk birligi 8 Subat 1998’de, PKK gerillalarinin sinirdan sizmalarini önlemek ve Türkmen azinligi korumak bahanesiyle bölgeye girdi. Bu sayi daha sonra 50,000’e kadar yükselecekti. 
20 Mayis 1998’de bölgeye giren 70,000 Türk askeri, KDP’nin de destegiyle PKK’ya karsi büyük bir operasyon baslatti. Tanklarin, zirhli personel tasiyicilarinin ve helikopterlerin de kullanildigi operasyonda TSK ile PKK güçleri arasinda bir dizi çatisma yasandi.
20 Kasim 1999’da savas uçaklarinin ve helikopterlerinin esliginde bölgeye giren binlerce Türk askeri, Haftanin, Gere, Avasin, Oramar, Herki, Geliye ve Barzan’daki PKK güçlerine karsi bir hafta süren bir operasyon gerçeklestirdi.
A. Öcalan’in 15 Subat 1999’da yakalanmasindan sonra PKK’nin tek yanli bir ateskes ilan etmis olmasina ragmen, 1 Nisan 2000’de 15,000 Türk askeri bölgedeki PKK gerillalarina karsi bir operasyon gerçeklestirdi. Bu operasyon, Bingöl, Dersim ve Elazig’da gene yaklasik 15,000 Türk askerinin katildigi bir baska operasyonla çakisti.
15 Agustos 2000’de Türk savas uçaklari Güney Kürdistan’in Lolan bölgesini bombaladilar. Bombardimanda 45 Kürt köylüsü yasamini yitirirken, düzinelercesi de yaralandi.
20 Kasim 2000’de, zirhli araçlarin eslik ettigi 10,000’den fazla Türk askeri bölgeye girdi ve Süleymaniye ve Ranya’da mevzilendikten sonra, o siralar PKK’yla çatismakta olan KYB güçlerine destek verdi.
 

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: