Kızıl Paskalya’nın 90. Yıldönümü

Garbis Altınoğlu, 18-19 Nisan 2006

Giriş
Birinci Dünya Savaşının ortasında, 1916 yılının Paskalya yortusuna denk gelen 24 Nisanında, İrlanda Gönüllüleri ve İrlanda Yurttaş Ordusu’na bağlı 1,200 dolayında savaşçı Dublin’deki Büyük Postane binasını ve yedi ayrı binayı işgal etti. İsyancılara, İrlanda Gönüllülerinin ve İrlanda Cumhuriyetçi Kardeşliği’nin lideri Patrick Pearce ile devrimci işçi önderi ve İrlanda Yurttaş Ordusu’nun kurucusu James Connolly komuta ediyordu. Britanya emperyalizmine karşı Paskalya Ayaklanması başlamıştı.
İrlanda’da, işçilerin bir bölümüyle küçük burjuvazinin bir bölümünün, Britanya emperyalizmine karşı giriştikleri kahramanca Paskalya Ayaklanmasının üzerinden 90 yıl geçti. Bu kahramanca eylem, 700 yıldan fazla bir süre İngiliz toprak ağalarının, burjuvazisinin ve onların işbirlikçilerinin demir ökçesi altında ezildiği İrlanda’nın çağdaş tarihinde önemli bir dönüm noktası oluşturacaktı. Burjuvazinin, İrlanda milliyetçilerinin ve oportünistlerin göstermeye çalıştıklarının tersine, emperyalist savaşın ortasında patlak veren Paskalya Ayaklanması, Dublin proletaryasının ve onun en bilinçli ve en militan öğelerinin damgasını vurduğu bir eylemdi ve bir anlamda Rusya’daki 1917 Şubat ve Ekim devrimlerinin önsözü ya da habercisiydi. Ayaklanmanın önderliğini, başında İrlanda’lı enternasyonalist işçi lideri James Connolly’nin bulunduğu ve ulusal sorunun çözümünün İngiliz ve İrlanda’lı kapitalistlerin ve toprak ağalarının iktidarının devrilmesine kopmaz bağlarla bağlı olduğunu savunan İrlanda Sosyalist Cumhuriyetçi Partisi yapıyordu.
a) Proletarya hareketi ile ulusal kurtuluş hareketinin emperyalizme karşı devrimci birleşik cephesini kurmuş olan İrlanda’nın devrimci işçi ve emekçilerinin varolan büyük güç dengesizliğine rağmen dönemin süper devletine meydan okumaya cüret etmiş bulunmaları,
b) Paskalya Ayaklanmasının bir dizi objektif ve subjektif faktöre bağlı olarak taktiksel bir yenilgiyle sonuçlanması ve
c) aralarında Britanya’nın da yer aldığı en saldırgan emperyalist devletlerin, günümüzde yeni bir dünya savaşını körüklemekte olmaları; Türkiye, bölge ve dünya proletaryasının ve sömürülen yığınlarının, Dublin’in kahraman işçi ve emekçilerinin ayaklanmasından öğreneceği dersler olduğunu göstermektedir.

James Connolly ve İrlanda Sosyalist Cumhuriyetçi Partisi
Ayaklanmanın itici gücü, devrimci demokratizmle/ yurtsever devrimcilikle ideolojik bağlarını tümüyle koparamamış ve belirli ölçülerde anarko-sendikalizmden etkilenmiş olmakla birlikte Marksizmi benimsemiş enternasyonalist devrimci işçi önderi olan James Connolly idi. İngiltere, İskoçya ve Galler’deki radikal sosyalist hareketlerle sıkı denebilecek ilişkilere sahip olan Connolly, 1896’da İrlanda Sosyalist Cumhuriyetçi Partisi’ni kurmuş ve 1898’de Workers’ Republic (=İşçi Cumhuriyeti) adlı yayım organını çıkarmaya başlamıştı. O, formel bir eğitim alamamış, kendi kendisini yetiştirmiş, işçi kökenli orijinal bir düşünür ve eylem adamıydı. Connolly ve işçi sınıfı hareketinin içinden ve ona dayanarak doğmuş olan İrlanda Sosyalist Cumhuriyetçi Partisi, İrlanda burjuvazisinin yanısıra İrlanda’nın Britanya’nın ulusal boyunduruğundan kurtulması için de savaşım vermekteydi. Connolly’nin kaleme aldığı programında Partinin hedefleri şöyle anlatılıyordu:
“Toprağın ve üretim, dağıtım ve mübadele araçlarının İrlanda halkının toplumsal mülkiyetinde olmasına dayanan bir İrlanda Sosyalist Cumhuriyetinin kurulması. Tarım, kırsal nüfusun seçeceği ve kırsal nüfusa ve genel olarak ulusa karşı sorumlu olacak olan yönetim konseyleri tarafından yönetilecektir. Toplumun refahı için gerekli olan tüm diğer emek biçimleri, aynı ilkeler çerçevesinde yaşama geçirilecektir.”
Yoksul bir işçi ailesinin çocuğu olan ve kendisi de uzun yıllar işçilik yapan Connolly 1903-10 yılları arasında ABD’nde kaldı ve bu dönemde ABD işçi hareketi içindeki radikal devrimci akımın temsilcileri IWW (=Dünya Sanayi İşçileri) ve Sosyalist İşçi Partisi ile birlikte çalıştı. New York’ta İrlanda Sosyalist Federasyonu’nu kuran Connolly, İrlanda’ya döndükten sonra bir başka devrimci işçi önderi olan James Larkin’le birlikte, Ekim 1911’de Belfast’ın yoksul dokuma işçilerinin ünlü grevini yönetti. Bu tarihten sonra o, Larkin’in örgütlediği ve İrlanda işçi sınıfı ve halkının tarihinde çok önemli bir yere sahip olacak olan Ulaştırma ve Genel İşçi Sendikasının (=ITGWU) çalışmalarında yer alacaktı. Adına rağmen bu sendika, sadece ulaştırma işçilerini değil araba sürücülerini, metal işçilerini, marangozları, inşaat işçilerini, dok işçilerini, demiryolu işçilerini, buğday ve kömür dolumu sektöründe çalışan işçileri, şişe endüstrisi işçilerini vb. kucaklıyordu.
Uluslararası işçi sınıfı hareketiyle sistemli ve güçlü bağları olmamakla birlikte Connolly ve İrlanda Sosyalist Cumhuriyetçi Partisi, İkinci Enternasyonal’in, Lenin, Luxemburg gibi isimlerin de yer aldığı sol kanadında bulunuyorlardı. Birinci Dünya Savaşı patlak verdiğinde Connolly ve yoldaşları emperyalist savaşa karşı, özde Lenin’in partisinin enternasyonalist tutumuna benzer bir devrimci yenilgicilik, yani devrimci iç savaş çizgisini benimsedi. Onlar, tıpkı Bolşevikler gibi, işçilerin farklı ülkelerin emperyalist burjuvazisinin çıkarları için birbirlerini öldürmemelerini ve silahlarını “kendi” burjuvazilerine çevirmeleri gerektiğini savundular. Örneğin Connolly, 15 Ağustos 1914’te yazdığı “Bir Kıta Devrimi” başlıklı yazısında, İkinci Enternasyonal’in emperyalist savaşa karşı aldığı kararlara göndermede bulunur, sosyalistlerin savaş karşısında çaresiz kalmalarından ve sosyalist işçilerin birbirlerini öldürmelerinden yakınırken şunları söylüyordu:
“O zaman aldığımız bir dizi kararın, kardeşleşme protestolarımızın, genel grev tehditlerimizin, özenle inşa edilmiş enternasyonalizm aygıtımızın ve geleceğe ilişkin umutlarımızın ne anlamı kalıyor? Bütün bunların hepsi, hiçbir anlamı olmayan bir kuru gürültü müydü?
“İşçi sınıfının kıta ölçeğinde büyük bir ayaklanması, savaşı durdurmaya yeterdi.” (James Connolly, Collected Works, Cilt II, Dublin, New Books Publication, 1988, s. 39, 41) Connolly, Mart 1915’de kaleme aldığı bir yazıda Leninist “emperyalist savaşı iç savaşa çevirme” düşüncesini şöyle seslendiriyordu:
“Savaş sinyali ayna zamanda ayaklanma sinyali olmalı idi… Borular savaşın ilk notasını seslendirdiklerinde, bu notalar toplumsal devrimi haber vermek için çalınmış olmalı idi…” (Aktaran Horace B. Davis, İşçi Hareketi, Marksizm ve Ulusal Sorun, İstanbul, Belge Yayınları, 1994, s. 133)
Connolly, 22 Ağustos 1914’te kaleme aldığı bir yazısında ise, ezilen ulusun meşru savaşından kesin ve kalın çizgilerle ayırdığı emperyalist saldırı savaşını şu sözlerle mahkum ediyordu:
“Ezilen bir ulusun bağımsızlık için, kendi hayatını kendi tarzında yaşama hakkı için savaşması, kutsal ve haklı bir savaş olarak kabul edilebilir… fakat bir ulusun diğer bir ulusa karşı, kraliyet yağmacılarının ve kozmopolit hırsızların çıkarı uğruna verdiği bir savaş, uğursuz bir iştir.” (Adıgeçen kitap, s. 132)
Connolly, İrlanda’nın ulusal kurtuluşunun, İrlanda burjuvazisi ve toprakağalarına karşı verilecek bir savaşımla elele gitmesi gerektiğini, yani ulusal kurtuluşun mutlaka toplumsal kurtuluşla tamamlanması gerektiğini, üretim araçlarını ve siyasal iktidarı işçi sınıfının ve diğer sömürülen yığınların eline vermeyecek olan bir ulusal kurtuluşun gerçek bir ulusal kurtuluş olamayacağını savunuyordu. O, Marksizm-Leninizmin ulusal soruna yaklaşımıyla bütünüyle uyumlu olan ve ne yazık ki Türkiye devrimci hareketinin –PKK’nın kuyruğuna takılmış gözüken- kalıntılarının çoğunun ve Kürt ulusal hareketinin neredeyse tamamının “unuttuğu”, daha doğrusu sümen altı ettiği bu devrimci enternasyonalist çizgiyi şöyle formüle ediyordu:
“İngiliz ordusunu yarın ülkeden çıkartıp yeşil bayrağı (=İrlanda bayrağı- G. A.) Dublin kalesine çekseniz bile, Sosyalist Cumhuriyetin kurulmasına yönelmiş değilseniz tüm çabalarınız boşa gidecektir.
“İngiltere gene size hükmedecektir. Kapitalistleri aracılığı ile, toprak ağaları aracılığı ile, sermayedarları aracılığı ile, bu ülkeye yerleştirmiş olduğu ve analarımızın gözyaşları ve şehitlerimizin kanları ile sulanmış sıra sıra ticari ve bireysel kurumlar aracılığı ile gene size hükmedecektir…
“Sosyalizmi içermeyen bir milliyetçilik –Eski İrlanda’nın toplumsal yapısının temelinde bulunan o ortak mülkiyetin daha kapsamlı ve daha gelişkin bir biçimine dayandırılmış bir toplumsal yeniden örgütlenmeyi içermeyen ulusçuluk- yalnızca ulusal vefasızlık, hainliktir.” (James Connolly, Ulusal Sorun, Sendikal Mücadele ve Devrimci Savaş Üzerine, İstanbul, Belge Yayınları, 1980, s. 20)

Dublin 1913
Paskalya Ayaklanmasının kökleri, genelde İrlanda halkının yüzyıllardır süregelen Britanyalı sömürücü ve zalimlerin boyunduruğuna karşı duyduğu meşru nefret ve yürüttüğü savaşımlarda ve özelde 20. yüzyılın ilk onyıllarındaki sınıf savaşımlarında yatmaktadır. Bu sonuncular arasında, Ulaştırma ve Genel İşçi Sendikasının önderliğinde yürütülen 1913 Dublin genel grevi büyük önem taşımaktadır. İrlandalı işverenlerin Britanya emperyalistlerinin desteğiyle İrlanda işçi sınıfının sınırlı kazanım ve mevzilerine karşı giriştiği işten atmalara, lokavta ve vahşi saldırılara karşı girişilen görkemli genel grev savaşımında bu sendika belirleyici bir rol oynayacaktı. 1913 Ağustosunda başlayan ve yaklaşık 8 ay gibi uzun bir süre devam eden Dublin proletaryasının grevi, işçilerin kararlılığına ve Katolik-Protestan işçilerin savaşım birliğini sağlamasına rağmen taktiksel bir yenilgiyle sonuçlandı. İngiliz işçi sınıfı, İrlandalı sınıf kardeşlerini yer yer tabandan örgütlenen dayanışma grevleri yapmak ve açlıkla yüzyüze kalan Dublin işçilerine önemli ölçüde yiyecek yardımı göndermek suretiyle destekledi. Ancak, sendika bürokratlarının ihaneti yüzünden İngiliz işçi sınıfının desteği bununla sınırlı kaldı. Ocak 1914’e gelindiğinde, İngiliz ve İrlanda kapitalistlerinin birleşik saldırısı ve açlığın had safhaya varması nedeniyle genel grev çözülmeye başlamıştı. Şubat’ın sonlarına doğru ise greve devam eden işçilerin sayısı 5,000’e inmişti. Grev Mart ayında işçilerin yenilgisiyle sona erdi.
Lenin, 30 Ağustos 1913’te kaleme aldığı “Dublin’de Sınıf Savaşı” adlı yazısında, Britanya hükümetinin desteğini arkasına alan İrlanda burjuvazisinin vahşetini şu sözlerle anlatacaktı:
“Yarım milyon insanın yaşadığı ve ileri düzeyde sınaileşmiş bir kent olmayan Dublin’de, yani İrlanda’nın başkentinde, her yerde kapitalist toplumun yaşamının tümüne sinen sınıf savaşımı daha da yoğunlaşmış ve sınıflar arası savaş noktasına varmıştır. Polis tamamıyla zıvanadan çıkmış durumda; sarhoş polisler kendi halinde işçilere saldırıyor, evlere zorla giriyor ve yaşlılara, kadınlara ve çocuklara eziyet ediyorlar. Yüzlerce işçi (400 işçi) yaralanmış ve iki işçi de öldürülmüştür; bunlar savaşın yolaçtığı kayıplar. Bütün öndegelen işçi önderleri tutuklanmış durumda. Tamamen barışçı söylevler veren insanlar hapse atılıyor. Kent adeta silahlı bir kamp haline sokulmuştur.”
1913-14 savaşımının taktiksel bir yenilgiyle sonuçlanması, sendikanın kasasının tamamen boşalması, çok sayıda işçinin sendikadan –işverenlerin dayatmalarına bağlı olarak- ayrılmak zorunda kalması ve bu yenilginin birlikte getirdiği bezginlik ruh hali, Dublin ve İrlanda işçilerinin ana gövdesinin 1916 Ayaklanması karşısında görece kayıtsız bir tutum takınmalarının en önemli objektif nedenlerinden biri olacaktı.

İrlanda Yurttaş Ordusu
Britanya emperyalistlerinin ve onlarla uyum içinde davranan İrlandalı kapitalistlerin, 1913 Dublin grevi sırasında lokavtla yetinmeyip, grevcilere sistemli bir terör uygulaması ve vahşi polis ve grev kırıcılar aracılığıyla giriştikleri saldırılar Connolly’yi Paskalya Ayaklanması sırasında önemli bir rol oynayacak olan İrlanda Yurttaş Ordusu adlı işçi milis örgütünü kurmaya sevketti. 1913’ün ikinci yarısında kurulan bu silahlı örgütün üyeleri 1916 Paskalya Ayaklanması öncesinde, Dublin sokaklarında açıkça silahlarıyla dolaşabiliyor ve askeri eğitim yapabiliyorlardı. Gizli bir örgüt olmayan İrlanda Yurttaş Ordusu, Ulaştırma ve Genel İşçi Sendikasının üyelerinin mali katkılarına dayanıyor ve karargahı bu sendikanın Dublin’deki merkezi Liberty Hall’da bulunan İşçi Cumhuriyeti gazetesini, polisin ve Britanya emperyalizminin ajanlarının saldırılarından koruyordu. Connolly, Avrupa’nin ilk işçi kızılordusunun çekirdeği sayılabilecek İrlanda Yurttaş Ordusunu sadece işçileri savunmakla yetinen bir örgüt olarak değil, aynı zamanda kapitalizmi ve emperyalizmi yıkmanın bir aracı olarak görüyordu. O, 30 Ekim 1915’te İşçi Cumhuriyeti’nde yayımlanan bir yazısında şöyle diyordu:
“İrlanda işçi sınıfının silahlı örgütlenmesi, İrlanda’da artık bir olgudur. Şimdiye değin İrlanda işçileri hiçbir zaman kendi sınıflarından insanların komuta ettiği, eğittiği ve esin verdiği bir ordunun üyeleri olarak değil, efendileri tarafından yönetilen orduların birer parçası olarak savaşmışlardır. Şimdi ise, silahlarını eline alan İrlanda işçileri, kendi yollarında yürümek, kendi geleceklerini kendileri biçimlendirmek istiyorlar.”

Ayaklanma
Birinci emperyalist savaşın patlak vermesiyle, Britanya emperyalistlerinin İrlandalı emekçileri askere alma kampanyası açması ve baskı rejimini daha da sertleştirmesi, (muhalif gazetelerin kapatılması, yaygın tutuklamalar vb.) iliğine değin sömürülen ve savaş koşullarında daha da yoksullaşan İrlanda işçi ve emekçilerinin ileri kesimlerinin Londra’daki efendilerine duydukları hoşnutsuzluk ve nefreti daha da arttırmıştı. Britanya hükümeti ise emperyalist savaş ortamından yararlanarak, İrlanda Yurttaş Ordusu ve radikal küçük burjuvazinin örgütü İrlanda Cumhuriyetçi Kardeşliği adlı örgüte bağlı İrlanda Gönüllüleri gibi silahlı örgütleri silahsızlandırmaya, onların önderlerini tutuklamaya ve devrimci hareketi ezmeye hazırlanıyordu. Bu durumda Connolly, İrlanda proletaryası ve emekçilerinin ruh halinin buna uygun olmamasına rağmen, bir ayaklanma için koşulların olgunlaşmakta olduğunu, Britanya’nın yaşadığı güçlüklerin, İrlanda halkı için bir fırsat olduğunu düşünmeye başlamıştı. Kendi sağ kanadıyla yaşadığı bölünmeden sonra Connolly’nin etkisiyle daha da sola kayan İrlanda Cumhuriyetçi Kardeşliği de aynı kanıyı paylaşıyordu.
24 Nisan 1916 sabahı Dublin’in en önemli noktaları devrimci güçlerin denetimine girmişti. İrlanda Yurttaş Ordusu ile İrlanda Gönüllüleri, işgal ettikleri Büyük Postanede yaptıkları bir toplantıda İrlanda Geçici Cumhuriyeti’ni ilan ettiler ve İrlanda halkının kendi ulusal yazgısını kendisinin belirleyeceğini, bütün İrlandalıların dinsel özgürlüklerinin, yurttaş haklarının ve eşit olanaklara sahip olmalarının güvence altına alındığını belirten bir Açıklama yayımladılar. Radyolardan da okunan Açıklama, çok açık terimlerle dile getirmese de, İrlanda’nın zenginliklerinin ve üretim araçlarının İrlanda halkına ait olduğunu belirtiyordu. Bu iki örgüte bağlı 1,200 dolayında savaşçı Dublin’de “Kahrolsun Savaş! Kahrolsun Britanya Emperyalizmi!”, “Yaşasın Özgür İrlanda Cumhuriyeti!” sloganlarıyla Britanya emperyalizmine karşı isyan bayrağını yükselttiler. Eyleme katılanların büyük çoğunluğu, İrlanda cumhuriyetçi Kardeşliği/ İrlanda Gönüllüleri’ne bağlı olmakla birlikte, toplumsal kökenleri itibariyle ayaklanma Dublin proletaryasına ve yoksul emekçilerine dayanıyordu.
Sadece hafif silahlarla donanmış olan İrlandalı devrimciler altı gün boyunca, Dublin sokaklarında kurulan barikatları ağır toplar kullanarak temizleyen ve isyancıların mevzilendiği Ulaştırma ve Genel İşçi Sendikasının karargahını savaş gemileriyle bombardıman eden İngiliz ordusunun saldırısına direndiler. İşgal güçlerinin işçi semtlerine yangın mermileri atmasının da etkisiyle çatışmalarda en az 450 sivil yaşamını yitirirken 2,614 kişi de yaralandı ve çok sayıda ev yandı ve yıkıldı. Sıkıyönetim ilan eden Britanya emperyalistleri 4,000 kişiyi tutukladılar ve bunlardan yaklaşık 2,000’ini Britanya’daki cezaevlerine sürgün ettiler; onlar kurdukları savaş mahkemelerinde yaptıkları gizli duruşmada isyana katılan 90 kişiyi ölüm cezasına çarptırdılar. Bu ölüm cezalarından 15’i hemen ve en vahşi bir biçimde uygulandı. Bunların arasında, ağır yaralandığı için ayakta duramayan ve bir sandalyeye dik durumda bağlanarak infaz edilen ayaklanmanın önderi James Connolly de bulunuyordu.

Ayaklanmanın değerlendirilmesi ve sonuçları
Nisan 1916’da koşullar bir ayaklanma için elverişli olmaktan uzaktı. İrlanda işçi sınıfı, kapitalist sınıfa karşı yer yer grevler yapıyor olmakla birlikte, henüz 1913-14’teki büyük sınıf savaşımının yol açtığı maddi ve manevi yorgunluk ve taktiksel yenilginin etkisinden kurtulamamıştı. Ayaklanmanın öngününde Ulaştırma ve Genel İşçi Sendikasının üye sayısı ancak 5,000 dolayındaydı. Buna ayaklanmacıların hataları eklenebilir. Connolly ve yoldaşları, İrlanda işçi sınıfına, Paskalya Ayaklanmasına katılma ya da bir genel greve gitme yolunda bir çağrı yapmadılar; onlar büyük çoğunluğu işçi sınıfından gelen Britanya ordusunun erlerine de, silahlarını İrlandalı sınıf kardeşleri yerine kendi burjuva subaylarına çevirmeleri yolunda da herhangi bir çağrı yapmadılar ve telefon santralini ele geçirmeye girişmediler. Ayrıca ayaklanmacıların, kendilerinden çok daha üstün olan Britanya ordusuna karşı, gerilla savaşı metodları kullanmak yerine, kentin merkezindeki bazı binaları işgal ederek mevzi savaşına girmeleri de askeri taktik açısından eleştirilebilir.
Büyük çoğunluğu, “kendi” emperyalist burjuvazisinin peşinden giden Britanya işçi sınıfının, sosyalizme ve tutarlı demokratizme ihanet eden önderlerine gelince onlar, İrlanda halkının meşru ulusal kurtuluş savaşımını desteklemedikleri gibi, bu ayaklanmayı kınamaktan, hatta bazılarının durumunda onun ezilmesini alkışlamaktan da geri kalmadılar. Buna gerek İkinci Enternasyonal ve gerekse İkibuçukuncu Enternasyonal çizgisindeki sözde sosyalistler dahildi. Örneğin, Connolly’nin vurularak öldürüldüğü haberinin Avam Kamarasında duyurulması üzerine ayağa kalkarak bu vahşi eyleme alkış tutan milletvekilleri arasında, başlarını Arthur Henderson’un çektiği ve kısa bir süre öncesine kadar İkinci Enternasyonal’in üyesi olan “İşçi” Partisi üyeleri de bulunuyordu. 1924’te Britanya’nın ilk İşçi Partili başbakanı sıfatını alacak olan sosyal-pasifist Ramsay MacDonald, Paskalya Ayaklanmasının, devirmeye giriştiği Hükümetle aynı derecede “militarist” olduğunu ileri sürüyordu. Glasgow’da yayımlanan Forward adlı sol-kanat derginin editörü ise, nasıl olup da Connolly gibi bir sosyalistin bir ulusal ayaklanmaya karıştığını anlayamadığını belirttikten sonra “bir insanın ya Ulusalcı ya da Enternasyonalist olması gerektiğini” (T. A. Jackson, Ireland Her Own, Londra, Lawrence and Wishart, 1970, s. 401) yazabilmişti. Bu bay ve benzerleri, ezilen bir ulusun sosyalistlerinin, kendi proleter-devrimci dünya görüşlerini ve bağımsız sınıfsal örgütlenmelerini kıskançlıkla muhafaza etmek koşuluyla, ezilen halkın ulusal ve demokratik özlem ve talepleri doğrultusunda savaşmalarının olanaklı, daha doğrusu zorunlu olduğunu asla kavrayamamışlardı.
Ayaklanma askeri olarak yenilmişti; ama İrlanda halkı siyasal olarak kazanmıştı. Paskalya şehitleri, İrlanda işçi ve emekçilerinin Britanya emperyalistleri ve işgalcilerine karşı yüzlerce yıllık meşru güvensizlik ve nefretini bir kez daha harekete geçirmiş ve İrlanda halkı 1919-21 yılları arasında sürdürülen partizan savaşı sonunda Londra’daki efendilerini başlarından atmayı ve –bazı kısıtlamalarla da olsa- biçimsel ulusal bağımsızlığını kazanmayı başarmıştı. 1922’de yapılan bir anlaşmayla Britanya, İrlanda’nın, Ülster (=Kuzey İrlanda) dışında kalan ana gövdesinin Avustralya ve Güney Afrika’nınkine benzer bir statüye, dominyon statüsüne sahip olmasını kabul etti. Bunda, Britanya işçi sınıfının o yıllarda sürdürdüğü yaygın, ama esas itibariyle kendiliğinden-gelme anti-kapitalist savaşımının ve dünya çapında esen devrimci havanın da katkısı olduğunu belirtmek gerekir. Ancak, James Connolly ve yoldaşlarının Bolşevik Partisi’ne benzer bir proletarya partisi inşa edememiş olmaları, Connolly’nin idamından sonra İrlanda Sosyalist Cumhuriyetçi Partisi’nin onun düzeyinde liderler ortaya çıkaramaması, Partinin bağımsız proleter-devrimci bir çizgi izlemekten çok küçük burjuvazinin ve ulusal burjuvazinin kuyruğunda sürüklenmesine ve siyasal etkisini yitirmesine ve İrlanda işçi ve emekçilerinin küçük ve ulusal burjuvazinin güdümüne girmesine yol açtı. Bu koşullarda oluşan İrlanda cumhuriyeti de doğal olarak, Connolly’nin düşlediği gibi bir “işçi cumhuriyeti” değil, Britanya emperyalizmiyle uzlaşan ve “kendi” işçilerini ezen ve sömüren İrlanda burjuvazisinin cumhuriyeti olacaktı.

Lenin’in ayaklanmaya ilişkin değerlendirmesi
Oportünizme ve şovenizme karşı uzlaşmaz ve kesintisiz bir savaşım yürütmüş olan ve emperyalist savaşın proletaryanın devrimci kavgası açısından ortaya çıkardığı olanakları büyük bir dikkatle gözlemleyen Lenin, İrlanda’daki gelişmeleri yakından izliyordu. O, bu bağlamda ezilen ulusların kurtuluş hareketinin, proletaryanın emperyalist burjuvaziye karşı yürüttüğü savaşımda taşıdığı role büyük önem yüklüyor ve Rosa Luxemburg, Karl Radek gibi figürlerin bu rolü küçümsemelerini ve dolayısıyla ulusların kendi yazgılarını belirleme hakkını yadsımalarını sert bir biçimde eleştiriyordu. Öte yandan O, Dublin işçi ve emekçilerinin, sosyal-şovenizmin ve oportünist uzlaşmacılığın, burjuvazinin de desteğiyle sosyalist hareketin militan devrimci geleneklerini tümden yoketmeye giriştiği emperyalist savaş koşullarında patlak veren ayaklanmasına büyük bir devrimci değer biçiyor ve onların eylemine Marks’ın, bazı kusur ve hatalarına rağmen Paris Komünü ayaklanmasına kararlılıkla sahip çıktığı tarzda sahip çıkıyordu. Rusya ve dünya proletaryasının büyük öğretmeni, Ekim 1916’da kaleme aldığı “Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı Üzerine Bir Tartışmanın Özeti” adlı yazısında, Paskalya Ayaklanması konusunda şu değerlendirme ve eleştirileri yapacaktı:
“Savaş, Batı Avrupa ulusları ve tüm emperyalizm için bir bunalım dönemi oldu. Her bunalım, alışılageleni atar, dış örtüleri koparır, zamanını tamamlamış olanı süpürür, daha derin güçleri ve gerilimleri açığa çıkarır. Savaş, ezilen ulusların hareketi bakımından neyi açığa çıkarmıştır? Sömürgelerde, ezen ulusların savaş sansürünün yardımıyla bütün yollara başvurarak gizlemeye çalıştıkları besbelli olan birçok ayaklanma girişimini…
“9 Mayıs 1916’da, solculardan bazılarını içeren Zimmerwald grubunun organı Berner Tagwacht’ta ‘Şarkı Bitmiştir’ başlığını taşıyan, K. R. imzalı bir yazı çıktı. Bu yazı, İrlanda ayaklanmasından sözederek, bunun bir ‘darbe’den başka bir şey olmadığını ileri sürüyordu; çünkü, yazarın iddiasına göre, ‘İrlanda sorunu, bir köylü sorunu’ydu, köylüler reformlar yoluyla yatıştırılmışlardı, ve ulusal hareket de yalnızca ‘çok gürültü koparmış olmasına karşın, fazla bir toplumsal desteği olmayan, yalnızca kentlerde bir küçük-burjuva hareketi’ olarak kalmaktaydı…
“Ancak ayaklanma girişimi küçük bir komplocular ya da saçmalayan manyaklar grubunu ortaya çıkardığı zaman ve halk yığınları içinde hiç bir yankı uyandırmadığı zaman, bilimsel anlamıyla ‘darbe’den sözedilebilir. Yüzyılları kapsayan bir geçmişi olan, değişik sınıf çıkarları bileşiminden ve aşamalardan geçmiş olan İrlanda ulusal hareketi, Amerika’da toplanan, yığınlara dayalı bir İrlanda ulusal kongresi tarafından ilan edildi (Vorwärts, 20 Mart 1916), bu kongre İrlanda’nın bağımsızlığını da ilan etti; bu ayaklanma uzun bir yığın ajitasyonu, gösteriler, gazete yasaklamalar vb. döneminden sonra, kent küçük-burjuvazisinin bir kesiminin ve işçilerden bir kesiminin yönettiği sokak savaşları biçiminde belirdi. Böyle bir ayaklanmayı ‘darbe’ olarak niteleyen kimse, ya gericilerin en kötüsüdür, ya da bir toplumsal devrimi canlı bir olay olarak kavramaktan aciz bir doktrinerdir.
“Toplumsal devrimin, sömürgelerde ve Avrupa’da ayaklanmalar olmadan, bütün önyargılarıyla küçük-burjuvazinin bir kesiminin devrimci patlaması olmadan, siyasal bakımdan bilinçsiz olan proleter ve yarı-proleter yığınların, toprakbeyliği, kilise, krallık boyunduruğuna karşı, ulusal vb. boyunduruğa karşı hareketi olmadan düşünülebileceğini sanmak, toplumsal devrimi reddetmektir. Bu bir ordunun belirlenmiş bir noktada mevziye girerek ‘biz sosyalizmden yanayız’ ve bir başka ordunun da bir başka noktada saf tutarak ‘biz emperyalizmden yanayız’ diyeceğini ve o zaman toplumsal devrim olacağını sanmak olur! Ancak böylesine ukalâca ve gülünç bir görüş açısından hareket ederek İrlanda ayaklanmasına ‘darbe’ diye sövülebilirdi…
“Avrupa’da sosyalist devrim bütün ezilenlerin ve hoşnutsuz öğelerin yığın savaşımınin patlak vermesinden başka bir şey olamaz. Küçük-burjuvaziden ve bilinçsiz işçilerden öğeler, bu devrime kaçınılmaz olarak katılacaklardır -bu katılma olmadan yığın savaşı olanaklı değildir, hiç bir devrim olanaklı değildir- ve, bu öğeler aynı şekilde kaçınılmaz olarak harekete kendi önyargılarını, gerici özlemlerini, zaaflarını ve yanılgılarını da getireceklerdir. Ama nesnel olarak bunlar sermayeye saldıracaklardır, ve dağınık, uyumsuz, karmakarışık, ilk bakışta birlikten yoksun bu yığın savaşı nesnel gerçeğini ifade eden devrimin bilinçli öncü birliği, ilerici proleterya, bu yığınları birleştirip onlara yön verebilecek, iktidarı alabilecek, bankaları ele geçirebilecek, (değişik nedenlerden olmakla birlikte!) herkesin nefret ettiği tröstleri mülksüzleştirecek ve tamamı burjuvazinin devrilmesi ve, sosyalizmin zaferini sağlayacak olan başka kesin önlemleri alacaktır. Bu zafer de, kendini hemen küçük-burjuva posadan ‘temizleyecek’ değildir…
“… Avrupa’da ezilen ulusların savaşımı, ayaklanmaya ve sokak savaşlarına kadar varabilecek olan ordunun ve sıkıyönetimin demir disiplinini kırabilecek olan bu savaş, uzak bir sömürgedeki daha gelişmiş bir ayaklanmadan çok daha fazla ‘Avrupa’da devrimci bunalımı keskinleştirecektir’. İrlanda’da bir ayaklanma ile İngiliz emperyalist burjuvazisinin iktidarına indirilecek olan bir darbe, Asya’da ya da Afrika’da eşit güçteki bir darbeden siyasal bakımdan yüz kez daha önemlidir.
“… Tarihin diyalektiği öyledir ki, emperyalizme karşı savaşımda bağımsız bir etken olarak güçsüz olan küçük uluslar, asıl anti-emperyalist kuvvetin, sosyalist proletaryanın sahneye çıkmasına yardım eden mayalardan biri, basillerden biri rolünü oynar.
“… Eğer, proletaryanın sosyalizm uğruna büyük kurtuluş savaşında, bunalımı derinleştirmek için emperyalizm şu ya da bu yıkımına karşı her halk hareketinden yararlanmayı bilmezsek, pek zavallı devrimciler oluruz. Bir yandan her türlü ulusal baskıya ‘karşı’ olduğumuzu bütün makamlarda ilan edip yinelerken, öte yandan ezilen bir ulusun bazı sınıflarının en etkin ve en uyanık kesiminin, ezenlerine karşı kahramanca ayaklanışını “darbe” diye nitelendirmeye kalkışırsak, düştüğümüz ahmaklık düzeyi kautskicilerinkine eşit olur.
“İrlandalıların talihsizliği şundadır ki, onlar, elverişli olmayan bir anda, Avrupa proletaryasının ayaklanması henüz olgunlaşmadan isyan etmişlerdir. Kapitalizm, ayrı ayrı isyan kaynaklarının kendiliklerinden ve bir tek anda başarısızlıklar, yenilgiler olmadan birbiriyle kaynaşabilecekleri ölçüde uyumlu bir şekilde kurulmuş değildir.” (Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Ankara, Sol Yayınları, 1989, s. 207-12)

Sonuç

Marks, Paris Komünü’nü değerlendirirken şunları söylemişti:
“İşçi Paris, Komün’ü ile birlikte, yeni bir toplumun şanlı öncüsü olarak her zaman yüceltilecektir. Şehitlerinin anısı, işçi sınıfının büyük yüreğinde sevgi ve saygı ile korunmuştur. Katliamcılarına gelince, tarih onları daha şimdiden sonsuz bir teşhir direğine çivilemiştir, ve rahiplerinin tüm duaları onların günahlarını bağışlatamayacaktır.” Paskalya Ayaklanması şehitleri de çoktandır Paris Komünü şehitlerinin yanlarında yerlerini almış bulunuyorlar. Onların anısını yaşatmak, İrlanda’da ve Britanya’da kapitalizmin yıkılması ve işçi sınıfının devrimci iktidarının kurulması için savaşmayı gerektiriyor. Ve tabii, İrlanda proletaryası ve emekçilerini ve onların önderlerini katleden Britanya emperyalistlerinin, bugün Afganistan’da, Irak’ta vb. gerçekleştirdikleri vahşete karşı çıkılmasını ve onlardan sadece İrlanda ve Britanya işçi ve emekçilerine karşı değil, son 200-250 yıl boyunca sömürgeci atalarının ve kendilerinin dünyanın dört bir yanında işçi sınıfı ve halklara karşı işlemiş ve işlemekte oldukları sayısız cinayet ve katliamın hesabının sorulmasını.

Bir Cevap Yazın

Please log in using one of these methods to post your comment:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: